Cezaevindeyken mahkeme heyetine yazmış olduğum savunmam
Sayın Yargıçlar
Mahkemenizin iddianamenin kabulünden başlayarak duruşmadaki ifademin akabinde hukuksuz Karar vermeye devam etmesi üzerine iddianamedeki asılsız ve gülünç olan iddialara yeniden değinmek istiyorum.
Bunu Türkiye’de şu anda bağımsız ve adil bir yargı bulunduğunu sanmak gibi safça bir yanılgıya düştüğüm için yapmayacağım.
Mahkemeler ve hakimlikler tarafından tahliye edilen insanların yeniden tutuklandığı, şüpheliyi bulamayınca eşini, annesini, babasını, çocuklarını ve ya akrabalarını gözaltına alıp tutuklandığı bir zorbalık çağında yaşadığımızın hukukun bizzat hukukçular tarafından katledildiği bir zorbalık döneminin tanıdığı ve sanığı olduğumun elbette farkındayım.
Bugün vurulan , yaralanan, kanayan, komaya sokulan , ırzına geçilen hukukun bir gün yeniden kendini toparlayacağını, pisliklerinden arınarak neşe-ü nema bulacağına inanıyorum.
Şu anda iktidarda bulunan siyasetçilerin, cuntacıların, hukukçuların 28 Şubat generalleri gibi “bugünün bin yıl süreceğini” sanmalarına karsın ben yarının geleceğini, her zaman geldiğini, yeniden ve tam anlamıyla hukuki zeminin oturacağına inanıyorum ve biliyorum.
İddianamedeki mesnetsiz iddiaları parça parça ederek hukukun geri geleceği güne şimdiden bir belge bırakmak maksadıyla anlatacağım anlatacaklarımı.
Şimdi üstünde iddianame yazan aslında içeriği itibarıyla garabetname olan metne gelelim.
Ne yazıyor iddianamede?
Savcı iddianamenin ikinci sayfasında şahsımı Hasan Sabbah’ın çevresinde kümelenen haşhaşilere benzetmiştir. Afyon çekip fedailerini kullanarak devlet görevlilerini öldüren terör örgütü benzeri bir örgüt üyesi olduğum belirtilmiştir.
Değil uyuşturucu, alkol, sigara dahi kullanmayan şahsımı haşhaşiye benzetme kafasına erişmek için savcı bey ne içmiştir. Bu kafaya nasıl ulaşmıştır merak etmekteyim. Ne cennet sevdası ne cehennem korkusu olan şahsımı böyle bir suçla ilişkilendirmeye çalışanlar siyasi otoritenin korkusuyla hareket ettiklerinden herkesi kendileri gibi mi sanmaktadır
İddianamenin devamında 26/02/2014 ila 26/05/2016 tarihleri arasındaki MGK kararlarına değinilmiştir. 2004 yılında alınan MGK kararına uymayan Akp hükümeti cemaatin tüm etkinliklerine katılmış, faaliyetlerini desteklemiştir. 2004 yılında alınan MGK kararına imza atanlar yaklaşık 10 yıl boyunca aldıkları karar doğrultusunda tek bir adım atmamıştır.
Peki bu 10 yıllık süreçte ve devamında neler oluyor.
Antalya’daki Türkçe Olimpiyatları sırasındaki konuşma da “Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendimize Antalya’dan gönül dolusu selamlar” diyerek sözler söyleyen kim? Eski adalet bakanı Bekir Bozdağ. Bekir beyin bir kaç sözünü daha aktarayım. Meclis Genel Kurulunda hitap ediyor. “ Gülen bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir.” Poliste ve yargıda cemaat yapılanmasına yönelik soruya “Öyle bir şey olabilir mi demiştir.
Binali Yıldırım Türkçe olimpiyatlarında Fethullah Gülen’in şiirini okumuş, Numan Kurtulmuş Gülen’e dön çağırısın da bulunmuş, Ali Babacan Türkçe olimpiyatlarında Gülen’i övmüş, Egemen Bağış Fethullah Gülen’i bir öncü ve kahraman olarak gördüğünü belirtmiş. Abdullah Gül, Fethullah Gülen için “Hepimizin hocasıdır, bir bilim adamıdır, muhterem bir hocaefendidir” demiş.
Bülent Arınç ise “ Hocaefendi bence siyaset üstü bir insan, bizden daha iyi görebiliyor. Hocaefendi çiçeklerle karsılanacak” demiştir. Peki yalnızca bu kadar mı ?
Akp genel başkanı Erdoğan 14 Mayıs 2011 tarihli bir konuşmasında şu sözleri söylemiştir.
“MHP’nin bir defa hocaefendiye saldırısı gerçekten bana göre ihanet derecesindedir. Çok çirkin bir şey. Hocaefendi isi gücü bırakmış da Bahçeli ile mi uğraşacak ? Bir defa onun bulunduğu makam , meşgalesi böyle bir şeye müsade etmez. Çok çirkin çok ayıp, Ben bunu ihanet derecesinde kınıyorum.
Burada Bahçeli’nin kendisini çek etmesi, kendisiyle uğraşması lazım. Ben inanıyorum ki aklıselim sahibi ülkücü kardeşlerim de bunun bu yaptıklarından ciddi manada rahatsızlar. Böyle bir yaklaşım olmaz demiştir. 15 Haziran 2012 yılında Türkçe Olimpiyatlarında bir konuşma yapan akp genel başkanının bir başka konuşmasını aktarıyorum.
“Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten oradan anlamını yükleniyor. Onun için biz bu garipliğe tahammül edemeyiz. Bu sıla hasreti bitmelidir. Bitsin istiyoruz. Doğrusu ben şu anki tavrınızla hep birlikte bu hasretin bitmesini istediğinizi anlıyorum. Öyleyse bitsin bu hasret diyelim.”
22 Mayıs 2013 tarihinde başbakan yardımcısı Bülent Arınç başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD temasları esnasında TRT’den yayınlanan bir röportajında Bülent Arınç “Başbakan bizden sevgilerimi iletin, bir emri olur mu, tavsiyeleri olur mu öğren dedi. 3 saate yakın birlikte oturduk” dedi.
Melih Gökçek “ Fethullah Gülen’e fetö diyemezsin, terbiyeni takın” demiştir.
Ne oldu da 10 yıldan fazla sürede bu övgüleri dizdikleri, ABD’ye gitmek için sıraya girdikleri, olimpiyatlarda önde oturmak için yarışa girdikleri bu insanlar birden bu yapıyı terör örgütü ilan etmiştir.
17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk rezaletinin ortaya çıkması sonucu övgüler dizdikleri bu yapı önce paralel devlet yapılanması, daha sonra da 15 Temmuz 2016 tarihinde fetö terör örgütü ilan edilmiştir.
17-25 Aralık Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında Reza Sarraf gözaltına alınıp tutuklanın akp genel başkanı “üzerine atılı suç kesinleşinceye kadar herkes masumdur” ilkesini hatırlatmıştı. Şu anda başta şahsım gibi insanlar olmak üzere milletvekilleri sayın Enis Berberoğlu ve sayın Selahattin Demirtaş gibi insanları açıkça terörist olarak nitelendirmektedir.
Televizyondan bizlere verilecek cezaları, hepimizin mahkum olacağını belirtmektedir. Hayırsever Reza’ya gelince “suç kesinleşinceye kadar herkes masumdur” ilkesi bize gelince ayakkabı kutularına mı kaldırılmıştır?
17-25 Aralık için darbe diyen akp hükümetinin bakanlarının önüne yattıkları hayırsever Reza şimdi nerededir? Halk bankası genel müdür yardımcısı Hakan Atilla nerededir? Amerika’da tutuklu olan bu şahıslar hangi suçtan tutukludur? Kara para aklama, ambargo delme gibi suçlardan tutuklu olan bu şahıslar hakkında Türkiye’de takipsizlik kararı verilmiş, bu şahıslara operasyon yapan emniyet ve yargı mensupları hapse atılmıştır.
Türkiye’de aklanan hayırseverler, önüne yatanlar, önüne yatanların oğlu, bakanlar, ak-pak olan 17-25 Aralık şüphelileri Amerika’ya gitsinler. Uçak paralarını ben vereceğim. Yanlarına da bağımsız Türk Yargısının takipsizlik kararını alsınlar. Bakalım Amerika hukuku haklarında ne karar verecektir. Hatta peçeteye imzalı kendi aldıkları saatleri de yanında götürsünler.
Şimdi de MİT tırlarına gelelim.
Mit tırları durdurulduğunda içerisinde silahlar çıktı. Akp hükümeti yetkilileri ve genel başkanı içerisinde insani yardım malzemesi olduğunu söylediler. Mit tırlarını durduran jandarma ve yargı mensuplarını hapse attılar.
Yetmedi !
Cumhuriyet gazetesi haber yaptı diye Can Dündar ve Erdem Gül hakkında dava açıldı. Sonra da milletvekili Enis Berberoğlu hakkında 25 yıl hapis cezası verildi.
Şimdi soruyorum mahkeme gerekçesinde “devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıklamaktan” ceza vermiştir. Mit tırları durdurulduğunda içerisinde insanı yardım malzemesi olduğunu söyleyen hükümet yalan mı söylemiştir. Madem bu tırlarda silah vardır. Kime hangi amaçla verilmiştir. Bu sorunun cevabı için uğraşan Mit tırlarını durduran savcılıktaki savcılar görevden alınmış ve hapse atılmıştır. Bu silahların. Suriye’ye gitmesi akp hükümetini ve genel başkanını uluslararası suçlu konumuna getireceği mahkemenin gerekçesinde yazıyorsa eğer gerçek suçlu olan hükümet yargıya talimat veriyorsa, yargı erki bu hukuksuz talimat doğrultusunda hareket ediyorsa, suçluların talimatına uyan yargı suç işlemiş olmamakta mıdır?
Hukuksuzluğu hukuk addedenler el ele verip hukukun ırzına geçmişlerdir. Utanma duygusunu kaybetmiş, haya perdesi yırtılmış insanlar makam, mansıp, hapis korkusuyla insanları mağdur etmekten çekinmemişlerdir. Kendi suçlarını, yalanlarını örtbas etmek için masum insanları hapse atmışlardır.
Hırsızlık, yolsuzluk yapanın değil, hırsız var diyenin hapse atılıp yargılandığı bir ülke haline getirmişlerdir.
Canını hiçe sayıp canlı bombayı engelleyenleri, gece gündüz demeden çalışıp teröristlerle mücadele eden insanları hapse atıp, 30 milyon insan ölse ne olur sanki diyen cuntacıları, darbecileri hapisten çıkartan bir yönetim/rejim meydana gelmiştir.
Haklarında kesinleşmiş cezası olanlar, suçlarını itiraf edenler, klasör klasör haklarında somut delil olanlar hapislerden çıkartılmış, göreve iade edilmiş, intikam yeminleri ederek fetö diye uydurdukları yapıyı bitirmek için azami çaba sarf etmiş. Hatta kumpas davaları açarak müşteki konumuna geçmişlerdir.
Sayın yargıç. Ben bu vatanın bir ferdiyim. İnsan kendi devletine sızmaz. İngiliz’in Rus’un, İranlı’nın ajanı ve ya adamı olsaydım denilen doğru olurdu. Zaten bu iftiraları atanlar kendilerinde olan tüm çamurları fetö diyerek masum insanların üstüne atmıyor mu ? Haşhaşi diyen de önce kendi ailesine baksın. Çünkü attıkları çamur karşılarındakilerin üzerinde durmamaktadır.
Gelelim 15 Temmuz 2016 tarihine.
Tankların caddelere indiği, F16’ların havada uçtuğu o güne. Bir darbe düşünün. Meclis eğitim bombasıyla vuruluyor. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlardan hiçbiri alınmıyor. Bir kaç tankla sokaklara çıkılıyor. Çıkanlardan bazıları ve özellikle erler neden çıktığını bilmiyor. Cumhurbaşkanının ve genelkurmay başkanının yaverleri darbeci çıkıyor. Mit müsteşarı darbeden hemen önce genelkurmaydan çıkıyor. Generallerle görüşüyor. Sonra doğum günü kutlamasına gidiyor. Bazı generaller düğünde bulunuyor. Cumhurbaşkanı darbe yapıldığını bilmiyor, eniştesinden öğrendiğini söylüyor. Ne hikmetse fetö’nün yaptığını hemen anlıyor. Maaşallah !
Aynı adam halkı sokağa çağırıyor ve sonucunda 249 vatandaş şehit oluyor. Erlerin kafası kesiliyor, bir çok askeri öğrencinin , erlerin akıbeti bilinmiyor. Bir numaralı sanık olduğu iddia edilen Adil Öksüz serbest bırakılıyor. Sanki çobandan profesöre , tamirciden hakim savcıya her önüne geleni tutuklayan bir sistem yokmuş gibi. Darbenin klasik saati sabah 5 civarındayken akşam 22:30 gibi başlanıyor. Erdoğan 15 Temmuz için Allah’ın bir lütfu diyor ve bunun adına darbe deniyor. Yersen. Ben yemiyorum. Yiyene afiyet olsun. Hiçbir zişuur sahibi insanın da bu senaryoyu darbe diye kabul etmesi mümkün değildir.
10 Ağustos 2016 tarihinde katip, mübaşir ve yazı işleri müdüründen oluşan yaklaşık 80 kişi gözaltına alındık. Alınanlar arasında 2013 - 2014 - 2015 yıllarında istifa edenler, emekli olanlar vardı. Adliye ile hiçbir bağı kalmayan, yeni işleri olan insanlar adliye grubu içerisinde gözaltına alındılar.
Darbenin hemen akabinde 2845 hakim ve savcı açığa alındı. 2845 hakim ve savcının ismini yazmaya kalksanız açığa alınan süreyi geçecektir. Demek oluyor ki adliye de 2013 yılında istifa edeni kim fişlediyse, 2845 hakim ve savcıyı kim fişlediyse, listeyi hazırlattıran kimse, darbeyi o yapmıştır.
Darbenin tanımında ; darbe eylemi sonunda kim kazançlı çıktıysa darbeyi o yapmıştır denilmektedir. Darbenin sonunda zahiren kimin kazançlı çıktığı gayet ortadadır.
Ve bunun sonucunda ;
KHK’lar eliyle TBMM işlevsiz kılınacak,
Terörle Mücadele için ilan edilen OHAL, KHK rejimi ile elde edilen “sorumsuzluk” , muhalif unsurların sindirilmesi amacıyla kullanılacak.
Aylarca bir türlü hazırlanmayan iddianamelerle burun sürtme cezaları verilecek,
Anayasa mahkemesi varlık nedeni olan anayasal denetimi reddederek, demokratik rejimi güvencesiz kılabilecek,
Evrensel hukukun genel kabule ulaştırdığı, adil yargılanma, adalete erişim, hukuk güvenliği kavramları yok sayılacak
Yargı, siyaset stratejilerinin uygulanma alanı olarak kullanılacak.
Hakimlik teminatı ortadan kaldırılacak.
Anayasa ve ceza yasalarının açık hükmüne rağmen, yargıya talimat niteliği taşıyan cümleler fütursuzca kurulabilecek.
Cezaevinde avukat görüşmeleri, kamu görevlileri eşliğinde ve kamera görüntüleri altında yapılacak.
Avukatın yasalarla güvence altına alınan ve yurttaşı korumayı amaçlayan sır saklama yükümlülüğü yok sayılacak.
İşkenceler ve kötü muameleler yapılacak.
Ve bunları yapanlar mağdur olduklarını söyleyecek. Türkiye’de bağımsız ve adil yargı var diyecekler. Aleyhlerine söylenen her söz, açılan her dava kötü niyetlilerin veya fetö’cüler tarafından yapılacak. Bende inanmayacağım. İnanmam mı? İnanıyorum tabi ki. Melek bunlar melek. Bir kanatları eksik. Kötü bir şey yapmaları kesinlikle söz konusu olamaz. Her yaptıkları doğrudur, Şüphe duyulamaz, teklif dahi edilemez.
Şimdi de fetö diye bir terör örgütü var mı yok mu ona bakalım.
Bir terör örgütü düşünün.
Dünya kapılarını sonuna kadar açmış. Bir ülke çıkıp diyor ki lisans mezunu sizin fetö’cü dediğiniz tüm insanları ülkemizde barındırmaya gönüllüyüz. Başka bir ülke çıkıp diyor ki lisans mezunu olmasına gerek yok, isterse ümmi olsun, okuma yazma bilmesin. Ne kadar kişi varsa hepsini bize verin diyor. Yurt dışında olan fetö soruşturmaları kapsamında şüpheli olan herkese bulunduğu ülke kucak açıyor. Kendi ülkenizde zulüm yapılıyor, istediğiniz kadar durabilirsiniz diyor. Dünya akp hükümetinin ve cuntacıların terörist dediği insanlara kucak açıyor. Kendi ülkenizde zulüm yapılıyor istediğiniz kadar durabilirsiniz diyor. Dünya akp hükümetinin ve erdoğan’ın terörist dediği insanlara kucak açıyor, yardım ediyor.
Bu ülkeler üçüncü dünya ülkeleri mi? Hayır !
Dünyanın en büyük ekonomisine sahip ülkeler. Vatandaşlık ve sığınma gibi alanda katı bir tutum sergileyen Kanada bile fetö soruşturması kapsamında olanlara kucak açıyor. İstediğiniz kadar burada kalabilirsiniz diyor. Vatandaşlık veriyor.
Bir terör örgütü düşünün!
50 binden fazla üyesi olduğu iddia edilen kişiyi tutuklayacaksın.
Yaklaşık 200 bin kişiyi ihraç edecek ve yargılayacaksın.
Tüm insani haklardan mahrum bırakacaksın.
Televizyonlarda bunlar terörist diyerek suç işleyeceksin. İnsanlara iftira atacaksın. Görülmemiş bir zulüm yapacaksın. İşkenceler ve kötü muameleler yapacaksın. 200 bin kişi ailesiyle birlikte yaklaşık bir milyon insan edecek. Bırakın bomba patlatma gibi terör girişimlerini, bir kişinin dahi burnu kanamayacak. Alemlerin Rabbi Allah’a sığınacak, dua edecek. İçlerindeki acıyı dışa vurmayıp sabırla Allah’ın yardımını bekleyecek. Küfür devam eder, zulüm devam etmez diyecek. Bu sabırla beklemeleri birilerine dokunacak. Çıldırtacak. Öfkeyle, kinle, gayzla “ Bekledikleri bahar onlara gelmeyecek” diyecektir.
O zat hiç merak etmesin. Gücünü görelim bakalım. Allah’ın rahmetinin önüne nasıl geçecektir.
Gücü yetiyorsa Allah’ın rahmetinin önüne geçsin. Allah’a karşı açtıkları savaşı kim kazanacak göreceğiz.
Allah’ın gücü ve kuvveti her şeye yeter. Hak tecelli eyleyince her işi asan eder. Halk eder esbabını, bir lahza da ihsan eder. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın söylediği gibi ;
Hak şerleri hayr eyler
Sen sanmaki gayr eyler
Arif anı seyr eyler
Mevla görelim ne eyler
Ne eylerse güzel eyler
Hakkın olacak işler
Boştur gam-u teşvişler
Ol istediğini işler
Mevlam görelim ne eyler
Ne eylerse güzel eyler
Deme bu niçin böyle
Yerindedir ol yine
Var sonunu seyr eyle
Mevla görelim ne eyler
Ne eylerse güzel eyler
Terör örgütü dediğiniz yapıdan dünya çok şey öğrendi ve öğrenecek. Ne mi öğrenecek ?
Cemaatin, hareketin, yapının, grubun adına her ne deniyorsa. Mensubu olduğu iddia edilen kişilere zulüm yapılacak, şirketlerine çökülecek, işlerinden atılacak, tutuklanacak, medya da her an terörist oldukları yönünde devlet başkanından, gazetecisine, her kesimden insan söylemde bulunacak.
Hiçbir anayasal ve insani hak kendilerine verilmeyecek. İşkenceler yapılacak.
Hapiste kümes gibi yerde kalması gereken kişi sayısının en az üç katını koyacaksın. Bu insanların üzerlerine atılı eylemlerin suç olmadığı yönünde karar veren yargı mensuplarını anında görevden alıp, hapse atacaksın.
Yargıya gözdağı ve talimat vereceksin. Yıllarca bu insanlar eylemde bulunmayacak. Sabırla Allah’tan yardım bekleyecek. Hukuk çerçevesinde ne yapılması gerekiyorsa onu yapacak. Bekleyecek.
Bu ne demek biliyor musunuz ?
PKK, İŞİD, DHKP-C, El Kaide, Boko Haram, Taliban her ne kadar Allah belası terör örgütü varsa, bu örgütlere katılan insanlara, ailelerine, sempatizanlarına şunu söylüyor.
Bakın Türkiye’de insanlara zulüm ve işkenceler yaptılar. Hayat hakkı tanımadılar. Bu insanlar, aileleleri, sempatizanları sizin yaptığınızı yapmadı. Demokrasi dedi, hukuk dedi, adalet dedi, yapılanlara karşılık vermedi. Sabırla beklediler ve her şey ortaya çıktı. Masumlukları tescillendi. Zulmü uğradıkları tescillendi. Zulüm edenler hapse girdi. Demek ki gayri meşru yola girmeye gerek yokmuş. Silahlanmaya, ayaklanmaya gerek yokmuş diyecekler.
Peki bu duruma islama fobi yaşayan ülkeler ve insanları nasıl bakacaklar? Avrupa ve Amerika ne diyecek ?
İŞİD, el kaide, taliban islam adına insanları öldürdüğünü söylüyor, kitaplarının, kaynaklarının Kur’an olduğunu söylüyorlar. Türkiye’de islam inancına sahip, kitaplarının Kur’an olduğunu söyleyen bu yapıya bu kadar zulüm yapıldı, mallarına çöküldü, hapse attılar, tüm haklarını ellerinden aldılar. Ancak onlar hiçbir terör faaliyetinde bulunmadı.
Devlete karşı ayaklanmadı. Bir kişinin burnu dahi kanamadı.
Evrensel hukukun dışına çıkmadılar, adaletin bir gün geleceğine inandılar, sabırla beklediler. Demek ki islam ; işid, el kaide, taliban demek değil, demek ki Kur’an da şiddet yok. Masum insanları öldürmek yok diyeceklerdir.
Zişuur ve zifikir sahibi her insan bunları söyleyecektir.
Şu anda dünyanın her tarafından gelen sesler söylediklerimin ayak sesleridir. Almanya bir yandan hukuksuz tutuklamaların Erdoğan’ın yaptığını söylüyor, diğer taraftan Fransa cumhurbaşkanı bir şeyler söylüyor, tüm dünya tokat gibi cevaplarla kapılarını Erdoğan’a kapatıyor.
Savcı bey iddianamede bir terör örgütünün varlığını kabul edilmesi için gerekli koşulları yazmıştır.
Ancak yazdığı tanım terör örgütünün tanımı değildir. Örgütün tanımıdır.
Söylediği her şey devlet içindeki kurumlarda ve şirket gibi yapılarda olan durumlardır. Terör örgütü olabilmesi için bu tanımları yanına konulacak ana bir unsur vardır. Suç işlemek !
Suç olmadan terör örgütü diyemezsiniz. Hele hukuk adına senin hukuksuzluğunu çıkardığı için terör örgütüdür, hiç diyemezsin. Aksi taktirde devlete, bakanlıklara, holdinglere de terör örgütü demiş olursunuz. İddia makamı gerçek bir terör örgütü görmediğinden bu yönde iddianame yazmadığından terör örgütünün nasıl bir şey olduğunu bilmemesini normal karşılıyorum.
Mahkemenizin de iddianame denilen bu eksik tanımları da kabul etmesini normal karşılıyorum. Terör mahkemesinde çalışan biri olarak çalıştığı süre boyunca anne ve babasından çok terör örgütü üyesi sanığı gören biri olarak, gerçek iddianameler ve yargılamalar gören biri olarak, böyle eksik bilgileri, iddianame denilen garabetnameyi kabul etmem maalesef mümkün değildir.
İddianamedeki başka bir bölümü aktarayım.
“UYAP’ı örgüt mensuplarınca silah gibi kullanıp gerektiğinde uzaktan müdahale ile sistemi çalışamaz hale getirip, zaman zaman evrakların dijital kayıtlarını yok etme yoluna gittiğini belirtmiştir.
Bizim savcı hukuktan anlamadığı gibi kullandığı Uyap programından da anlamıyor demek ki.
Bu savcı öyle bir iddianame yazmış ki neresinden tutsan elinde kalıyor. Şimdi savcının iddiasının doğruluğunu hemen denetleyelim. Uyap’ta herhangi bir dosyanın içine giriniz. Onaylanmış duruşma zaptını siliniz. Silemezsiniz. Uyap size evrakın silinemeyeceğini belirtecektir. Uyap programı her hareketi kayıt altına alan bir programdır. Kimin ne yaptığı evrak akış listesinden görünmektedir.
Bu iddianameyi yazan savcı bu kadar açık ve net bir yalanı iddianamesine nasıl yazabilir ?
Hukukun ve hukukçuların bugün içine düştüğü durum bu işte. Alabildiğine pervasızlık, alabildiğine yalan, alabildiğine utanmazlık.
Yalanının bu kadar çabuk ortaya çıkacağından bile endişe etmiyor. Onun için söylediklerinin doğru olup olmadığı önemli değil çünkü. Onun için önemli olan beni hapiste tutmak. Bu yalanların beni hapiste tutacağını düşünüyor. Gerçekten de bu yalanlar beni hapiste tutabiliyor. Türkiye’de hukukun geldiği yer burası işte.
Savcı iddianame de Hasan Sabbah’ın fedaileri gibi mutlak itaat ve cennete kavuşacakları saiki ile devlet içinde suikast benzeri hareketlere başvurmuştur demektedir.
Savcı bey iktidardaki partinin genel başkanının sözlerini iddianameye katmak için somut bilgilerle nesnel yazılması gereken iddianameyi masal kitabına çevirmiştir.
Haliyle Türkiye’de hukukçular hapiste olduğu için iddianamesi olmuş mu diye soracak kimseyi bulamamaktadır. Ne yapsın savcı, onun durumu da zor.
Ancak söylediklerinde bir zıtlık var. 7 Haziran’la 1 Kasım arasındaki değişim 600’den fazla insanın ölümünün yarattığı dehşetle gerçekleşti. Her gün neredeyse şehit haberleri gelmektedir.
Akp hükümeti ne yapıyor. Ölümü kutsuyor, ölümü yüceltiyor, sürekli şehadet propagandası yapıyor. Gençlere hayal yerine ölüm vaat ediyor.
Peki erdoğan ağzıyla konuşan savcı ölümün kimin kutsadığını söylemektedir.
Yaşatma ideali isminde kitabı olan Fethullah Gülen’in. Benim de “yaşatma ideali” isimli kitabın yazarının kurduğu örgüt üyesi olduğum belirtilmiştir.
Ne kadar da uyumlu ve doğru ifade değil mi ?
Tüm üyeler bylock programı üzerinden görüşmeler yapsın, normal telefonla görüşme yapanlar hizmete ihanet etmiş olur. Şeklinde Fethullah Gülen’den talimat gelmiştir denilmektedir.
Nerede o talimat, gören duyan var mı ? Yok ! Eagle, turkuaz gibi bir sürü program içinde aynı şeyi demiştir. “Eagle üzerinden görüşmeler yapsınlar yoksa hizmete ihanet etmiş olur.” “Turkuaz üzerinden yazışsınlar yoksa ihanet etmiş olurlar” Ne olsa karşıda muhatap yok. Talimatın belgesini koymak yok. Neden koymuyor, çünkü öyle bir şey yok. Ayrıca gerekte yok. Ne olsa mahkemeler hukuka uygunluğa göre hareket etmemektedir.
Mahkemeniz dahil olmak üzere tüm mahkemeler bankasya yönünde iddia olsun olmasın şablon sorular ile nüfus aile kayıt tablosundaki tüm kişilerin bankasya hesaplarının varlığını ve para yatırıp yatırmadığını sormaktadır.
Bunu neye dayandırmaktadır.
Bi tarihte kimliği tespit olmayan kişi ile Fethullah Gülen olduğu iddia edilen kişi arasında geçen konuşmaya dayandırılmaktadır.
Bu konuşma CMK’nın 135. Maddesine uygun olarak yapılmış bir dinleme midir? Hayır ! Bunu sorgulayan, usulsüz dinleme delil olmaz diyen mahkeme var mı ? Hayır !
Neden sorgulamamaktadır. Çünkü devletin, adaletin değil, hükümetin, adaletsizliğin hakimi oldukları için.
17-25 Aralık akabinde şimdi tutuklu olan hakim ve savcıların baktıkları dosyalar müfettişler aracılığıyla tek tek incelendi. Usulsüz bir işlem bulunmadı. Buna rağmen algı yapılarak usulsüz dinlemeler yapıldığını söylediler. Madem usulsüz dinlemenin hukukta yeri yok. Haliyle ! Şimdi neden usulsüz dinleme delil gösteriliyor. Madem bu delil sayılıyor. Paraları sıfırlama konuşması neden delil sayılmıyor ?
Hukukun bugün geldiği nokta bu. İki yüzlülük !
Amerika’daki Reza Zarrab davasında Turkish Bank-1 ismiyle Halkbankasının uluslararası suç işlediği gibi başka Türk Bankalarının da olduğu anlaşılmaktadır. Ziraat ve Vakıf bankın diğer bankalar olduğu öngörülmektektedir.
Buna rağmen bu bankalarda hesabı olan sizler, ben , başka birileri bir kaygı içinde mi ? Bankasya gibi bu bankalar suçlu sayılınca hakkımızda dava açılır, hapse gireriz kaygısı taşıyor muyuz? Hayır!
Neden kaygı taşımıyoruz ? Biliyoruz ki böyle aptalca bir suç olmaz. Suç varsa banka ve yetkililerini ilgilendirir. Amerika Türkiye değil ki yargıya müdahale olsun. Yargıçlar hukuksuz kararlar versin, insanları mağdur etsin. Onlar gerçek yargıçlar ! Diyoruz ve biliyoruz.
Tutuklandıktan yaklaşık üç ay sonra yazdığım tahliye talebine ilişkin soruşturma savcısı ifademi aldı. Savcı bey ile odasında geçen konuşmamızı bizzat aktarıyorum.
“Dosyanın sizden önceki savcısı tutuklamaya sevk müzekkeresinde google play üzerinden indirilen bylock programını indirdikleri... diyor. Ben sorguda da söyledim. Dilekçelerimde de belirttim. Iphone marka cep telefonu kullanıyorum. İşletim sistemi IOS’tur. Beni nasıl tutukluyorsunuz dedim. Savcı da “ Google play’den indirilmiyor ki “ dedi. Nasıl oluyor dedim. “ Flash bellekle yükleniyor” dedi. Savcı bey tutuklamaya sevk eden savcı google play üzerinden indirildiği diyor. Şimdi siz de flash bellek ile yükleniyor diyorsunuz. Birinizin söylediği diğerininkini tutmuyor” dedim. Benim söylediklerim doğru dedi. Savcı bey Allah aşkına bylocktan adam mı tutuklanır dedim. Niye dedi. Bu konu da verilmiş bir tane Yargıtay kararı ya da kanunda suç olduğuna dair bir madde var mı? Dedim. Eee olacak dedi. Olacak diye bir şey mi olur. Darbe yazışmaları whatsapp’tan yapıldı. İki milyar kişi whatsapp kullanıyor. Gücünüz yetiyorsa iki milyar kişiyi alın dedim. Savcıdan ses yok. Savcı bey bylock felan geçin bunları ben niye alındığımı çok iyi biliyorum dedim. Neden dedi. Özel yetkili mahkemede çalıştım, onun için dedim. “ Ee sizin baktığınız davaları da biliyoruz. Hepsi kumpas çıktı” dedi.
Savcı ile aramızda geçen konuşmalar aynen bu şekildedir. Savcı özel yetkili de çalışmış bir kişiyi orada çalıştığı için tutuklattığını itiraf ediyor. Benim kararlara bir dahilim veya müdahalem söz konusu olabilir mi ?
Elbette hayır !
Nasıl bir kinse özel yetkili mahkemede çalışıp vefat etmiş kimseyi mezardan çıkartıp hapse atacaklar. Akp genel başkanını da, cezaevinden çıkarken kin dolu ağızla intikam yemini edenlerin nasıl bir ruh haline sahip oldukları ortada.
Verilen görevi yerine getiren insanları hapse atıyorlar. Görevimi yaptığım için pişman mıyım? Asla!
Görevimi layıkıyla yaptığım, hukuksuzluğa dahil olmadığım, Türkiye’nin en iyi hukukçularıyla görev yaptığım için onur duyuyorum.
Şu anda o insanlar hapiste. Neden hapisteler ? Birileri gibi siyasal iktidarın baskısından korkmayıp, ergenekoncuların, balyozcuların, cuntacıların, darbecilerin adamları olmadıkları, mertçe , yiğitçe, adam gibi görev yaptıkları için.
Ve ben o insanlarla çalıştığım için tutuklanıyorum. O İnsanlarla çalışmak suç sayılıyor. Hapiste olan komisyon üyeleri beni işe aldıkları için suçlu oluyorum. Tüm suçum bu !
O komisyon üyeleri hakkında kesinleşmiş karar olmadan fetöcü ilan ediliyor. Edilir tabi ki! Televizyon da akp genel başkanı sürekli muhalif insanları terörist diye itham edecek, bazen aleni söyleyecek iddia makamı da böyle yazmayacak hiç olacak iş mi ?
Birileri suçlu aramak istiyorsa aynaya baksın. Suçlu oldukları yüzlerinden belli olmaktadır.
Savcı benim ifademi aldıktan sonra iddianame yazdı. Yazmış olduğum şiiri tehdit olarak niteledi.
Şiirde ne yazıyordu. Hukuksuzların hukuksuzluğu biteceği !
Yazık, mahkeme hakimi de yarım saat başını kaşıyıp gitgeller neticesinde ceza verdi. Aksini beklemiyordum zaten. Şimdiki dava gibi hukuk geldiğinde bozulacak kararlar. Hiçbir ehemmiyeti yok.
Aslında savcının söylemek istediği şu :
“Hukuku savunan hukuk diyen herkesi bundan sonra hapse atacağız.”
Aferin sana. At gitsin.
Zaman senin zamanın. Ama zaman değişir. Zaman hep değişir.
İktidarların, zorbaların, cuntacıların, hukuksuzların sorunu da bu. Gerçeği bir türlü görmemeleridir.
Bizim savcının en tahammül edemediği laf “ hukuksuzlukların hesabı sorulacak” lafı . Nasıl bir hukuk adamıysa suçun hesabının sorulamayacağı bir düzen istiyor.
Bu savcının istediği düzende suç işleyenler değil, “suç işleyenlere, hukuksuzların hesap sorulacak” diyenler cezalandırılıyor. Bugün yaşadığımız olayların özeti bu zavallılık işte. Hapiste olanların değil, hapse atanların zavallılığı!
Benim savcıya da hukuk adına hukuksuzluk yapana da hükümete de cevabım şu :
Senin hapsin bana vız gelir. Ben gerçekleri söylerim. Siz söylenmesinden korkamayacağınız işler yapın. Masum insanları öldürmeyin. Zulüm, işkence yapamayın. Yolsuzluk, hırsızlık, adaletsizlik yapmayın. Ben yaşamım boyunca korkmadım, gerçekleri söyledim. Bir kaç adalet tanımayan yüzünden bundan vazgeçecek değilim. Benim hapishaneden korkacağını, önümde kalan bir kaç yılı hapiste geçirmek fikrinden korkup dehşete düşeceğimi bekleyenler varsa, onlara da cevabım şudur :
Boşuna beklemeyin. Ben sizin korkutabileceğiniz bir adam değilim. Önümdeki bir kaç yıl için arkamdaki ömrü ve ebedi bir yaşamı çöpe atacak biri de değilim. Değil bir kaç yıl isterseniz müebbet verin, isterseniz idam edin !
Zalimden korkup, ömrümün geri kalanını korkak geçirecek ve ahiretimi yakacak kadar akılsız değilim. Ben korkulması gereken tek şeyden korkarım O da Allah!
Böyle bir davanın iddianamesini yazan savcı olmaktansa sanık olarak kalmayı, hayatımın geri kalanını hapiste geçirmeyi daha onurlu ve şerefli buluyorum.
Savcıya kötü bir haber vereyim. Soruşturmalarınızın zerre kadar itibari yok.
Ne Türkiye’de ne de dünya da!
Soruşturmalarınızı itibarsızlaştırma için de kimseye ihtiyacınızı yok. İddianame diye yazdığınız yalanlarla, hukuksuz delillerle bu işi bizzat yapıyorsunuz zaten.
İtibarsızsınız!!!
Şimdi de bylock gerçekten suç mu değil mi ona bakalım..
.......
.......
Örgüt üyeliği kapsamında bir değerlendirme yapmak gerekirse ;
Silahlı terör örgütüne üye olmak suçu 3713 sayılı TMK’nın 1.2. Ve 7. Maddeleri ile TCK’nın 220 ve 314. Maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak buradaki düzenleme silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurlarını değil sadece verilecek cezayı belirtmektedir. Silahlı terör örgütüne üye olmanın unsurları ise Yargıtay kararları ile oluşmuştur. Silahlı terör örgütüne üyelik illegal ve yasa dışı olduğu için resmi veya yazılı üyelik söz konusu değil, gizli ve illegal bir üyelik yapısı mevcuttur.
Buna göre bir kişinin silahlı terör örgütü üyesi olarak kabul edilmesi için belli şartlar gereklidir ;
Silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmak, örgütün faaliyetleri kapsamında üstünden emir alıp tereddütsüz uygulamaktır. Fail emir aldığı kişinin örgüt ediş veya yöneticisi olduğunu, bu kişinin emir ve talimatı örgüt adına verdiğini bilir ve bu emri de örgüt adına yerine getirir.
Başta babam olmak üzere koğuştaki arkadaşlarım savunmamı yaparken eleştirel yaklaşmamalı, mahkemenizin tahliye edecek olsa bile etmeme ihtimalini göz önüne bulundurmam gerektiğini söylemelerine rağmen hiçbir şeyden çekinmeden, korkmadan savunmamı yapıyorum.
Örgüt üyesi gibi bir ithamla yargılanmama, 14 aldır hapiste olmama rağmen bunları söyleyebiliyorsam, adliye de beni tanıyan herkese sorduğunuzda dik başlıdır cevabını alacaksınızdır. Çalıştığım amirlerim hakimler ve yazı işleri müdürüne yanlış yaptıklarında çekinmeden söylediğimi, inanmadığım, istemediğim hiçbir şeyi yapmayacağımı, yapmadığımı adliyedekiler söyleyecektir.
Benim karakterim bu kadar net ve açıkken bir kişiden emir alıp onu tereddütsüz bir şekilde yapmam akıldan uzaktır. Babamın dediğini bile yapmazken elalemin adamının söylediği şeyi yapmam tek kelimeyle imkansızdır.
Bir diğer şart silahlı terör örgütüne özgeçmiş raporu vermek ; fail bir silahlı terör örgütüne kendisini tanıtan ve önceki faaliyetlerini içerin bir özgeçmiş vermiş ise, hele de bu özgeçmiş fotoğraflı ise bu kişinin bu örgüte bilerek isteyerek katılma iradesini beyan etmiş kabul edilir , artık o kişi örgüt üyesidir. Böyle bir durum söz konusu mudur? Bu yönde bir bilgi, belge var mıdır ? Hayır!
Yine başka bir şart ise silahlı terör örgütlerince düzenlenen siyasi ve askeri eğitimleri katılmak, silah ve patlayıcı eğitimi almaktır. Fail bir silahlı terör örgütünün illegal ve gizli olan bir eğitim kursuna katılmışsa, burada siyasi ve askeri eğitim almışsa artık örgütün üyesi sayılır. Böyle bir durum söz konusu mudur ? Oradan bakınca bombacı biri gibi gözüküyor muyum? Hayatında eline hiç silah almamış biri olarak böyle komik iddia üzerime atabilecek var mı ? Yok !
Dördüncü gerekçe ise ; silahlı terör örgütlerince çoğunluğu yasa dışı olan çeşitli eylem ve faaliyetlerine katılmak, bu aşamaya kadar sayılan doğrudan örgüt üyeliğine karine sayılır ve başka şeyi bakılmaz. Ancak burada failin katıldığı eylemler küçük çaplı eylemlerdir. Hatta bazen suç teşkil etmeyebilir. Burada daha çok 3713 sayılı TMK’nın 7. Maddesinde düzenlenen “örgüt adına suç işleme” ve “örgüte yardım etme” fiilleri girer. Mesela fail örgütün düzenlediği bir gösteriye katılırsa ve slogan atarsa örgüt adına suç işlemiş olur. Fail örgüt üyesi olduğunu bildiği kişilere giyecek ve ya yiyecek yardımında bulunmak gibi bir eylemde bulunursa örgüte yardım suçunu işlemiş olur.
Fakat fail örgüt tarafından düzenlenen eylemlere sürekli ve düzenli olarak katılıyorsa, eylemlerde aktif rol alıyorsa ya da sürekli olarak örgüt üyelerine yardım ediyor ve bunu uzun süre devam ettiriyorsa, artık eylemler örgüte üyelik olarak değerlendirilir. Failin eylemlerinde sürekliliği ve çeşitliliği sebebiyle artık örgüt üyesi kabul edilir.
Konusu suç teşkil etmeyen eylemler örgütle doğrudan bağlantı kurulmadıkça örgüt üyeliğinin unsuru kabul edilemez. Örneğin PKK terör örgütünün dağ kadrosunda bulunan kişilerin arazi şartları gereği “ mekap “ ayakkabı giydikleri bilinir. Burudan yola çıkarak her mekap giyeni ve satanı terör örgütü üyesi kabul etmek mümkün değildir. Yine aynı şekilde PKK üyeleri “ puşi” tabir edilen bez parçasını başına bağlıyorlar diye her başına puşi bağlayanı PKK üyesi kabul edemeyiz. Bir kişinin başında puşi ayağında mekap ayakkabı varsa, doğru şivesiyle de konuşuyorsa PKK’lı olmasa bunları giymezdi gibi niyet okuma yoluna hiç gidemeyiz. Hukuk niyet okuma yeri değildir. Somut verilerle, şüpheye yer vermeyecek derecede bir durumun varlığı ile örgüt üyeliği söz konusu olabilir.
Tescilli silahlı terör örgütü PKK için her mekap giyen, her puşi bağlayan PKK’ya üye kabul edilmiyorsa, her bylock indiren , kullanan, kuran örgüt üyesi kabul edilemez çünkü mevzuatımızda suç olarak düzenlenmemiştir. Bu da suçta ve cezada kanunilik ve tipiklik ilkesinin gereğidir.
Suç teşkil etmeyen bu fiillerin örgütle irtibatlandırılması için hukukun en temel prensibi olan kastının bulunması gerekir. Kast ; herkesin bildiği gibi bilmek ve istemektir.
Failin örgüte üyelik suçunu işlemesi için kasten hareket etmesi, üye olduğu iddia edilen hizmet hareketinin suç örgütü olduğunu bilmesi ve bilinçle hareket etmesi gerekmektedir.
Bylocka ilişkin tespitlerin ceza yargılamasında kullanılması hukuka tamamen aykırıdır. anayasının 38/6 . Maddesi ile CMK’nın 217/2. Hükmü uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilen deliller ceza yargılamasında kullanılamaz. Dolayısıyla MİT’in verdiği bylock listesine dayalı tutuklamalar, yargılamalar, tamamen yasadışı delillere dayalı olduğu için, iç hukuka aykırı olan tutuklama ve yargılamalar anayasanın 19/2. Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/1. Maddelerini açıkça ihlal eder.
Ayrıca hukuka aykırı deliller hiçbir yargılamada kullanılamayacağı için bu türden bulguların ceza soruşturmasına ve tutuklamalara dayanak yapılması Anayasa’nın 38/6. Maddesini de ihlal eder.
Özetleyecek olursak ; soruşturma CMK’nın 134/1. Maddesi kapsamında usulüne uygun olarak alınmış bir karar bulunmadığı gibi istihbari amaçlı alınmış bir önleme dinlemesi kararı bulunsa dahi bu şekilde elde edilen kayıtları ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak kullanılması mümkün değildir. Yasaya uygun şekilde elde edilen bir delil söz konusu değildir. Yasanın emredici hükümlerine aykırı yapılan arama sonucunda elde edilen deliller, Anayasa ve CMK’ya göre yasadışı delil olarak kabul edilir ve yargılamada hükme esas alınamaz. Yasa dışı elde edilen delillerle verilen karar adil yargılanmanın ihlali olarak kabul edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’de yasaya aykırı delillerle verilen kararlar sözleşmenin 6. Maddesindeki adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu belirtmektedir.
Sayın heyet, belirtmiş olduğum kavram ve açıklamalar La Fontene masalı değildir. Mahkemelerin ve hakimlerin uymakla zorunlu oldukları, kanun , içtihat ve karinelerdir. Bu ihlali açıkça yapan yargıçlar hiç şüphesiz ki suç işlemektedir. 14 aydır yazdıklarım , söylediklerim , mahkemeniz dahil olmak üzere tüm yargı kurumlarınca dikkate alınmadı. Sen anlat anlat, güzel oluyor, ben bildiğimi okuyacağım, hukuksuzluğuma devam edeceğim fikri ve zihniyetiyle hareket edildiği ortadadır. Mahkemenizin hukuki karar vermediğinin, vermeyeceğinin bilincindeyim. İnsanları nedensiz yere tutuklayan, yalan ve iftira dolu iddianamelerle insanları yargılayan bugünün adalet mekanizmasına güvenim yok. O nedenle bir talebimde yok.
“Bugün, adalet mülkün temeli değil, zulümün temeli olmuştur!”
Vereceğiniz kararın benimle ilgisi olmayacak. John Fowles bir romanında “dünyadaki bütün yargıçlar verdikleri kararlarla yargılanır” der. Çok doğru bir söz. Bütün yargıçlar kendi kararıyla yargılanır. Siz de kendi kararlarınızla yargılanacaksınız. Nasıl yargılanmak istiyorsanız, nasıl hatırlanmak istiyorsanız öyle karar verin. Hakkında hüküm verilecek olanlar sizsiniz çünkü.
Vaktiniz ve sabrınız için teşekkür ederim. Eylül 2017
Yorumlar
Yorum Gönder